Ağlayan kadınlardan ağlayan erkeklere bir muhafazakar mahalle

 

 

 

Dün akşam Tv5’te katıldığım “Buluşma Noktası” programından ötürü gelen yüzlerce mesajdan sonra bunları yazma gereği duydum. Programın konusu LGBT mevzusu ve İstanbul Sözleşmesi’ydi. Bu sözleşme kapsamı içine alınmak istenen nafaka mevzusu, küçük yaşta evliliklerden dolayı gelen hapis cezaları ve kadının beyanı esastır tartışması. Öncelikle muhafazakar çevrede muhalefet yapmak isteyenler için İstanbul Sözleşmesi’nin bulunmaz nimet olduğu ortada. Aile ile ilgili her türlü olumsuzluğun günah keçisi olabilecek nitelikte. Oysa mesele oradan başlamıyor. Çok daha öncelere gidiyor. Ama bunu dillendirmek kimsenin işine gelmiyor.

Mesela 1988’de düzenlenen süresiz nafaka kanunu İstanbul Sözleşmesiyle ilgili değildir. Süresiz nafakayla ilgili yaşanan mağduriyetleri defalarca kez dile getirdik. Mağdurlarla konuştuk, haberleştirdik. Bu konu artık bir çözüme ulaşmalı. Herkese hap gibi kullanılacak kanun değil, kişiye özel durumlar ortaya çıkartılıp, mağduriyet yaşanmayacak şekle getirilmeli. Süre mutlaka getirilmeli.

Erkek sinirli yaratıldı, kendine hakim ol 

Küçük yaşta evlilik mağdurları meselesi de aynı şekilde kolaylıkla halledilebilecek bir konu. Kimin zorla evlendirildiği, kimin severek veya kaçarak evlendirildiğini anlamak zor bir şey değil. Çoluk çocuğu olduktan sonra küçük yaşta evlendi diye hapse atılan erkekler ve çocuğuyla birlikte mağdur durumda olan kadınların bu sorunları, tecavüzcülerin faydalanmayacağı şekilde açıklık getirilerek giderilmeli.

Gelelim kadının beyanı esastır meselesine. Ülkemizde kadınların şiddet gördüğü, öldürüldüğü gerçeğine kulaklarımızı tıkayacaksak, konuyu başka bir düzlemde tartışabiliriz. Ama aklı başında olan hiç kimse bu gerçeği görmezden gelemez. “Erkektir, sinirlenir, öyle yaratılmış” demek kadar saçma bir şey olamaz. Hiçbir zaman nezaketi elden bırakmayan bir peygamberden, her an sinirlenebilecek yapıya sahip erkek ümmetleri yaratmış diyerek Allah’a iftira atılıyor burada. Allah’a atılan bu iftiradan derhal dönülmeli. Zira Allah cc. Herkese verdiği özelliklerin yanı sıra, onları kullanmak için bir de akıl vermiş. Zaten imtihan burada başlıyor.

Kadının beyanı esastır kanunu akut durumlar için uzaklaştırmak amacıyla çıkartılmışken, hakimler karar verirken delil aramıyorsa, burada sorgulanması gereken başka şeyler var. Bunları sorgulayıp çözüm arayacağımıza, kadının eskiden olduğu gibi susup her şeye sabretmesi, gerekirse ölmesi bekleniyor.

Şiddeti İstanbul Sözleşmesi mi doğurdu?

İstanbul Sözleşmesi kadına şiddeti arttırdı demek, dünyaya tek pencereden bakarak hüküm vermektir. Dünya nereye gidiyor, gençlik nereye gidiyor, neden sekülerleşiyoruz, bunlara kafa yoran yok. Bunlar için alınacak önlemleri düşünen yok. Çünkü hap gibi kullanılacak formüller çok konforlu. İstanbul Sözleşmesi kalksın, şiddet dursun.

Hangi dünyada yaşıyorsunuz? Gençlerin dünyasından haberiniz var mı? İzlediği filmleri, takıldığı sosyal medyaları, takip ettikleri youtuberları biliyor musunuz? Çocuklarınızın İngilizce öğrenmek bahanesiyle izledikleri dizilerde, Müslüman birinin aklına ve hayaline gelmesi mümkün olmayan şiddet ve cinsellik sahneleriyle bilinçler alt üst ediliyor. Diliyle birlikte kültürlerini de zihinlerine alıyorlar ve onlar artık sizin çocuklarınız değil. Bunun için ne yapabiliriz diye düşündünüz mü hiç?

Netflix’ten şikayet edip, Netflix kalitesinde bir yayın ağı kurdunuz mu mesela? Oralardan kurtulsun istediğiniz çocuklarınıza ne sundunuz? 15 Temmuz’u anlatmak için uluslararası kalitede bir film yapabildiniz mi? Muhalefet konforunda konuşmak kolay, İstanbul Sözleşmesini suçladın da sen aile olmak için evinde ne yaptın?

İfrat tefriti doğurdu

İfrat, her zaman için tefriti doğurur. Kadınların yaşadığı onca zulüm sonrasında, erkeklerin yaşadığı şu anki mağduriyetler işte o ifrattan doğan bir tefrittir. Ama kadınlar yaşarken ses çıkarmayanlar, şimdi aslan kesilmiş. Gazetelerin kadın aile sayfalarıyla büyüdük biz. Çünkü aile demek kadın demekti. Erkeği aileden uzaklaştıran zaten bu zihniyetti. Şimdi yasa yoluyla uzaklaştırılırken neden ağlıyorsunuz? O zaman çıkıp, “durun ya, erkeklerin bu ailede bir vazifesi yok mu? Neden herkes kadınların vazifelerini söylüyor” demedi. Erkekler kadınlara nasıl davranacağını, kadınların haklarının ve yaradılıştan gelen özelliklerinin ne olduğunu bilmeyerek büyüdü. Bunları bilenleri tenzih ediyorum elbette. Ama biz genel olarak kadına şiddet uygulayan, kaba saba davranan ve aile mefhumunun ne demek olduğunu bilmeyen insanlardan söz ediyoruz. Gereksiz alınganlık yapmayın.

İstanbul Sözleşmesi’nin sakıncalı maddeleri

İstanbul Sözleşmesi’nde tehlikeli bulduğum maddeler var. Mesela cinsel eğilim ifadesi. Cinsel eğilim mevzusu eşcinselliğe kapı aralayan bir ifadedir ve bizim toplumumuza, dinimize, örfümüze aykırıdır. Toplumsal cinsiyet eşitliği ifadesi de çok muğlak bir ifadedir. Sözleşmede Toplumsal cinsiyetle toplum içindeki roller anlaşılacak dendiği halde, Avrupa’daki uygulamaları farklı olduğu için kafa karışıklığına sebep oluyor.

Neden uluslararası bir sözleşmeye gerek duyuyoruz, bizim kendi hukukumuz kendi vatandaşımızı korumaktan aciz mi sorusuna gelecek olursak. Aciz değildir elbette ama aciz kaldığı durumlar olmuyor mu? Mesela başörtüsü yasakları sırasında neden biz İnsan Hakları Mahkemesinden medet umduk? Bizim mahkemelerimiz aciz kalmıştı çünkü bu sorunu çözmekte. Keşke aciz kalmasa.

Günah keçisi KADEM

KADEM tartışmalarıyla ilgili açıklama yapma gereği duymuyorum, çünkü sözcüsü değilim. Onlar zaten açıklamalarını yaptılar. Erdoğan’a bir şey söyleyemeyen muhafazakar muhalefetin KADEM’i hedef aldığını da görmüyor değiliz. Günah keçisi KADEM. Feministler KADEM’i aile içine hapsediyor diye eleştirirken, muhafazakar erkeklerimiz de kadını aileden uzaklaştırıyor diye suçluyor.

Gerçekten fikir ürettiğini sanan var bu suçlamalarla. Ama bence biz hala aileye ne yaptığımızın farkında değiliz. Bu karşılıklı suçlamalarla bir nesli daha yok edeceğiz. Hiç kimse konforundan ödün vermek istemeyecek. İslam fıkhının işine gelen yerlerini almaya devam edecek. Sonra da ‘kim daha Müslüman’ yarışına gireceğiz. Ve aslında linç yemekten korktukları için bu tartışmaya katılmak istemeyen bir sürü kadın ve erkek var. Sesi yüksek çıkan, haklı olduğunu sanıyor. Adalet böyle bir şey değil. Hatırlatayım istedim.

Sevda Dursun 

 

 

 

 

 

Yazar:Sevda Dursun

Dilimin döndüğünce

Yorum Yok

Yorumunuz