Biz sustukça hortlayan faşistliğinizle de bir yere kadar

Biz sustukça hortlayan faşistliğinizle de bir yere kadar

Kadınlara en büyük zulmü yine kadınların yaptığını düşünürüm çoğu kez. Feminist yaygarasıyla ortalığı ayağa kaldıranlar da bunlara dahil. Bir kadın haksızlığa uğruyorsa bir erkek tarafından veya şiddet görüyorsa, onu yetiştiren kadına bakarım öncelikle. Oğlunun elini sıcak sudan soğuk suya değdirmeyen, ne yapsa sineye çeken, hep haklı gören ve doğuştan ayrıcalıklarla doğduğuna inandığı için özenerek büyüten anneye bakarım. İstisnalar olsa da, bu genelde böyledir. Kadınlara en büyük kötülüğü yine kadınlar yapar.

28 Şubat dönemlerinde çok yaşadık bunu, kadınlar eliyle ötekileştirildik, kadınların diliyle hakarete uğradık, bizi en çok anlayıp, en çok yanımızda olması gerekenler, bizi gördüklerinde canavar görmüş gibi saldırmayı tercih etti. Senin bu arabayı kullanmaya veya inanır mısınız, güneş gözlüğü takmaya hakkın yok diyen kadınlar duydu bu kulaklar.

Yıl olmuş 2019, içindeki faşist duyguları ortaya çıkarmak için fırsat kollayan kadınlar görüyorum şimdilerde de. Hala tüylerim diken diken, hala boş bir alan bulup kusma isteğiyle.

Sözüm ona yazar olan, üstelik Cumhuriyet’te yazan, senarist, yönetmen gibi çeşitli titrleri de olan Işıl Özgentürk, başörtüsünün Sümerlerden geldiğini ve fahişelerin kullandığını yazmış köşesinde. Üstelik günümüze ulaşan çoğunluk bilgiye göre, İslamiyetten önce de fahişelerden ve kölelerden ayrılmak için saygın kişilerin örtündüğü bilgisine rağmen, aksi yönde bulduğu minik bir bilgi kırıntısıyla.

Işıl Hanım, bu bilgiyi size takdim etmeyi zul görürüz, hem bilirsiniz bunu, hem de yakıştıramayız dilimize. Ama siz, en ufak bir utanma duygusu hissetmeden başörtüsü ve fahişeliği yan yana getirebilmeyi yakıştırmışsınız kendinize, maşallah. Bu da “sizin seviyeniz” der geçeriz de, içimiz şişti artık zırvalarınızdan. Azıcık kendinize, kadınlığınıza saygınız olsa, iktidara çamur atacağım diye hemcinslerinize saldırmazdınız. Bu söylediğinizin tam tersini başörtülü bir kadın başı açıklar için söylese, yer yerinden oynamıştı şimdiye. Meşhur kadın hakları savunucuları, kılıçlarını kınlarından çekmiş, olmadık hakaretlerle haddini bildirmişti. Ama sizin yanınıza kâr kaldı, öyle değil mi Işıl Hanım?

“Kara çarşafın karanlığında” yazısı da yine bu kadının kaleminden döküldü Cumhuriyet’in karanlık sayfalarına. Orada şöyle diyor Işıl Hanım “Bir mahkemedesiniz ve hâkim türbanlı, onun gerçekten adil karar vereceğini düşünebiliyor musunuz? ‘Bismillah’ diye işe başlayan bir anestezi uzmanına ne kadar güvenebilirsiniz?” Şimdi bu satırları yazana ben nasıl çocuğumu teslim ederim eğitim için, hocaymış ya bir yerlerde, eğitim veriyormuş hani. Hadi bir de doktor olsa, Allah korusun, yanına gitmektense ölmeyi tercih etmez mi insan?

Bir mahkemedesiniz ve hakim erkek, ama birçok başörtülüden daha dindar. Hadi güvenin veya güvenmeyin, nasıl karar vereceksiniz dış görünüşüne bakarak? Besmelesini içinden çeken dindar bir erkek doktora güven kriteriniz ne olacak? Veya biz sizin gibilere nasıl güveneceğiz Işıl Hanım?

Deniz Çakır’ın başörtülü kızlarla yaşadığı polemik, henüz yargıda. Konserden çıkan ve AVM’nin kafesinde oturan başörtülülere “Burası Arabistan mı, Arabistan’a gidin siz” dediğini söylüyor kızlar. “Başörtülüler makbul vatandaş mı, her sözlerine inanılacak kusursuz vatandaşlar mı?” demiş Mirgün Cabas da yazısında, Deniz Çakır’ın suçsuz olduğu ön kabulüyle.

Başörtülüler hiçbir zaman, hatta şu dönemde bile makbul vatandaş olmadılar da, bu gibi olaylara hemencecik inanmamızın bir sebebi var elbet, sorun söyleyelim. Mesela aynı olayları defalarca yaşamış olduğumuz için olabilir mi?

Bir gün TBMM’nin ziyaretçi otoparkında (içinde değil, çünkü o zamanlar başörtüsüyle meclisin içine girmek yasaktı) “Ne işleri var burada kardeşim, gitsinler Arabistan’a” diye söylenerek yanımdan geçen, muhtemelen o zamanlar vekil olduğunu düşündüğüm kişiler geldi hatrıma bu vesileyle. 28 Şubat dönemine hızla girdiğimiz zamanlardı. O günden beri meclise ayak basmışlığım yok, fobi oluştu muhtemelen, şu anda içeri girmem mümkün olsa bile.
Yine de böyle bir olay yaşadığımızda bekleriz, deliller ortaya koyulsun da, kim haklı kim haksız anlaşılsın diye. Temkinli yaklaşır, kelimelerimizi itinayla seçeriz. Makbul vatandaş değilsek de, kim demiş şamar oğlanıyız? Biz sustukça hortlayan faşistliğinizle de bir yere kadar…

Yetti artık, anladınız mı, yetti… Çekin ellerinizi kadınların üzerinden. Dindarlığınızı da, dinsizliğinizi de, modernliğinizi de, ilkelliğinizi de, faşistliğinizi de kadınlar üzerinden yürütmenizden bıktık.

Yazar:Sevda Dursun

Dilimin döndüğünce

Yorum Yok

Yorumunuz