Dua da edemiyorsan sus bari

Adeta bir terör yuvasına dönüşen Afrin’in, PKK/PYD’den temizlenmeden sınırımız için güvenlikten bahsetmek mümkün değildi. Üstelik ABD’nin alenen terör örgütlerine yardım etmesi yetmiyormuş gibi, 30 bin kişilik yeni bir güvenlik gücü kuracağını duyurması, bardağı taşıran son damla oldu. Fırat Kalkanı Harekatı’yla sınır hattının bir bölümünü terörden temizleyen Türkiye, Afrin operasyonuyla kaldığı yerden devam etme kararı aldı. Erdoğan, bir gece ansızın dedi ve çok geçmeden Mehmetçik tereddüte mahal vermeden yola çıktı.

Ülkenin her kritik eşiğinde koro şeklinde bağıran unsurlar, Zeytin Dalı Harekatı bahanesiyle şimdi de PKK önderliğinde harekete geçti. En çok HDP’lilerin sesi çıktı anlaşılacağı üzere. Her fırsatta legal bir düzlemde durduğunu savunan ve meclisimize kadar giren HDP’nin, terör örgütü PKK zorda kaldığı zaman var güçleriyle savunmalarını anlayan beri gelsin. Bu çelişkiyi devlet bulmayacak ve gereğini yapmayacaksa kim yapacak diye de sormadan edemiyor insan.

Sözde Kürtlerin hakkını savunuyorlar, sözde savaş olmasın diyorlar, sözde barıştan yanalar… Nasıl bir barışsa bu, terör örgütleri bebekleri, gencecik çocukları öldürürken sesleri çıkmıyor, devlet terör örgütlerine savaş açtığı zaman bir yerlerine bir şeyler batıyor. Hümanist oluyor bunlar sonra, barış yanlısı, özgürlük savaşçısı. Yazık, çok yazık hem de…

Mehmetçiğin ardından dua eden, Fetih Suresi okuyan, teröristlere karşı galip gelmesi için temennilerde bulunanlar savaş yanlısı barbarlar olarak lanse edilirken, teröristleri savunanlar barışçıl oldu birden bire. Daha dün Yasin Börü ve arkadaşlarını şerefsizce katleden terör örgütünden söz ediyoruz, Eren Bülbül’ün gençliğine bakmadan vuran, bize “İyi ki varsın Eren” sözünden başka hiçbir teselli bırakmayan. 22 yaşındaki Aybüke öğretmeni kalaşnikoflarla öldürürken ahbapları, barış sözcüklerini hangi kapta taşıyorlardı?

Kandan beslenen vampirler, silahlar kendilerine doğrulunca barış çığlıkları atıyor şimdi. Hendekleri kazıp içine tüm halkların barış ümitlerini gömerken düşünecektiniz siz bunları. Barış, öyle mi? Siz haklarını savunduğunuzu söylediğiniz Kürt halkını hiçe sayıp, bütün ümitlerini sömürürken barış demek şimdi mi aklınıza geldi. Hasip Kaplan’ın şu tweetine de bakın siz, birlikte barış içinde yaşamak varken… Nedir bu savaş naraları diye soruyor. Belki de terörist yoldaşlarına bir kez bile sormadığı soruyu, silahlar onlara doğrulunca devletine soruyor. Nedir bu savaş çığlıkları anlatalım o halde:

Bunlar bir kere savaş çığlığı değil, teröristlere ölüm çığlığı. Çünkü onlar hiçbir dilden anlamadıklarını çözüm süreci de dahil olmak üzere tüm zamanlarda kanıtladı. Çünkü onlar Kürt halkının haklarını savunmak için değil, ülkemizi yıpratmak isteyen dış güçlerin maşası olduklarını her fırsatta kanıtladı. Cumhuriyet tarihinden itibaren istedikleri tüm haklarını elde ettikleri şu dönemde bile silahları gömmeyi değil, ABD’nin son model silahlarıyla donanıp, savaşa devam etmeyi seçti.

Bunlar savaş çığlıkları değil, bunlar evini barkını bırakmak zorunda kalan Suriyeli kardeşlerimizin geri dönme ümidi. İstiklal harbinde her bir karışını dedelerimizin akıttığı kanlarla kazandığımız vatanımızı savunma çığlıkları bunlar. İşgal değil, meşru müdafaa, kimsenin toprağında gözümüz yok. 3 milyon Mülteciye ev sahipliği yapan bir ülkeye işgalci diyenin ancak kötü niyetinden şüphe edilir çünkü. Tüm dünya Müslümanlarının umudu Türkiye, sadece kendini değil, ona ümit bağlayanları da düşünmek zorunda.

Kendine çizilmiş sınırları vatan bellemeyen evlatlar yetiştirme hevesinde olan bir acayip tür de “barış” sözcüğüne tav olup terör sevici pozisyonunda günlerdir. Ülkenin her kritik sürecinde olduğu gibi yine vatanını değil, muhalefet adına teröristi savunan zavallı, zannediyor ki dünya vatandaşlığı diye bir şey var ve çocuklarını bu havuzun içine atabilecek. Gerçekleri öğrendiğinde Kanada’da bir benzin istasyonunda çalışıp, sokaklarında sığınmacı olarak dolaşırken bulmaz inşallah kendini.

HDPKK’nın dolmuşuna gelip savaşa “hayır” çığlıkları atanların masum olduğunu düşünmüyorum. Zira ilk sırayı ülkeye her ihanette başı çeken FETÖ’cüler almış. Ne olduğunu bilmiyorsan susacaksın, susmuyorsan da kiminle bağırdığına bakacaksın. 15 Temmuz’da ülkeyi işgal edip 250 canımızı şehit edenlerin “barış” demesi kanına dokunmuyorsa, o kana ne karışmış bir kontrol ettireceksin.

Kim savaşa “evet” diyebilir ki zira? Ülkenin en akıllısı siz misiniz hey! Üzerimize üzerimize gelen teröristlere bombalar yağdırdık, savaş olmasın, Erenler ölmesin diye. Aması yok bu işin, Yılmaz Özdil bile vatan savunmasına muhalefet yapılmaz demiş. Şimdi Mehmetçik’e dua zamanı, şimdi “Biz aşkı, vatan için canını verenlerden öğrendik” diyen taze şehidimiz Musa Özalkan’ın ardından Fatiha okuma, onu cennete uğurlama vakti. Dünyanın dört bir yanından eller Mehmetçik için duaya açılmışken, Sudan’da, Üsküp’te, Mekke’de senin erlerin için yakarış başlamışken, şimdi hiç olmazsa susma vakti, dua da nasip olmuyorsa.

Yazar:Sevda Dursun

Dilimin döndüğünce

Yorum Yok

Yorumunuz